twitter facebookyoutube

Anayasanın “vergi ödevi” başlıklı 73’üncü maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karş

:

Anayasanın “vergi ödevi” başlıklı 73’üncü maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür” ifadesi yer almaktadır.

Bu düzenlemeden amaçlanan, herkesin kamu harcamalarını finanse etmek üzere vergi ödemek yükümlülüğü olduğu ve fakat bu ödemenin mali güce göre olması gerektiğidir. Vergi adaleti “az kazanandan az, çok kazanandan çok” vergi alınarak sağlanacaktır.

Asgari ücretliler başta olmak üzere ücretli çalışanların üzerinde ağır bir vergi yükü bulunmaktadır. Türkiye’de gelir ve kazanç üzerinden alınan verginin yaklaşık üçte iki ücretliler tarafından ödenmektedir. Türkiye’de gelir vergisi mükelleflerinin büyük çoğunluğunu ücretliler oluşturmaktadır.

Ücretliler üzerinde, doğrudan gelir ve kazanç üzerinden alınan vergiler ile birlikte dolaylı olarak, mal ve hizmet üzerinden alınan, yapılan harcamalardan kaynaklanan vergiler de söz konusudur. Bu vergiler ağırlıklı olarak tüketicilerin ya da gerçek anlamıyla toplumun önemli bir kesimini oluşturan başta ücretliler olmak üzere dar ve sabit gelirliler üzerindedir. Bu tutar gelirden alınan verginin üç katından fazladır.

Dolaylı vergilerin ağırlığından dolayı da Türkiye’deki vergi sistemi adaletsiz bir yapıya sahiptir. Çünkü dolaylı vergiler, yükümlünün gelirini ve kişisel konumunu dikkate almamakta ve daha başlangıçta gayri adil özellikler taşımaktadır. Toplam vergi gelirleri içinde yüzde 70’lere ulaşan dolaylı vergiler çalışanların vergi yükünü daha da artırmaktadır.

Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde yer alan gelir vergisine tabi gelirlerin vergilendirilmesinde esas alınan tarife ücretliler aleyhine gelişmiştir.

Kamu çalışanlarına gerçek enflasyonun çok altında yapılan yüzde 3’lük zamlar, uygulanan vergi taban limitleriyle ilgili düzenlemelerin çalışanların aleyhine olması nedeniyle vergi oranlarının özellikle yüzde 15’ten yüzde 20’ye yükselmesi aşamasında yapılan artıştan fazla vergi kesintisi söz konusu olmakta, bu da kamu çalışanlarının alım gücünü her geçen gün biraz daha düşürmektedir. Yani “kaşıkla verip kepçeyle geri alınmaktadır”

Türkiye'de vergi alanında gerçek anlamda yapılacak bir reform, ancak ücretliler aleyhine varolan bu çarpık yapının değiştirilmesiyle mümkün olacaktır.

Eğitim-İş olarak emek üzerindeki vergi yükünün azaltılması için asgari ücretten vergi alınmamasını, 1. Vergi dilimi olan yüzde 15’lik vergiye tabi limitin 11.000 TL’den, 22.000 TL’ye yükseltilmesini istiyoruz. Bunun için Türkiye genelinde 24 Kasım – 10 Aralık 2014 tarihleri arasında stantlar kurarak imza kampanyası başlatacağız. 15 Aralık Pazartesi günü ise toplanan imzaları Maliye Bakanlığı’na sunacağız.

            MERKEZ YÖNETİM KURULU

Dilekçe İçin Tıklayınız

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, 24 Kasım 1928 tarihinde Millet Mektepleri’nin kendisine verdiği “Başöğretmen” ünvanını kabul etmesinin de yıldönümü olan 24 Kasım tarihi, 1981 yılından itibaren Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Bu vesileyle Başöğretmenimiz Atatürk’ü saygıyla anıyor, tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü'nü kutluyoruz.

Atatürk, ulusal bütünlüğümüzün kurulmasında ve geliştirilmesinde, Türkiye’nin çağdaşlaşmasında en önemli görevi öğretmenlere vermiştir. O’nun; “Ulusları kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğitimciden yoksun bir ulus, henüz ulus adına alma yeteneğini kazanmamıştır. Ona basbayağı bir topluluk denir, ulus denemez. Bir topluluğun ulus olabilmesi için kesinlikle eğiticilere, öğretmenlere gereksinimi vardır” sözleri bunun en güzel örneğidir.

Ancak bugün, öğretmenlerin toplumsal statüleri, ekonomik, sosyal ve özlük hakları, Cumhuriyet döneminden bugüne geçtiğimiz yıllar içinde sürekli gerilemiştir. Özellikle AKP iktidarı döneminde eğitim sisteminde yaşanan köklü değişiklikler, 4+4+4 gerici eğitim yasasıyla Öğretim Birliği’ne vurulan darbe, okul dönüşümleri, siyasi kadrolaşma, yandaş yönetici atama hevesi, eğitimin dini referanslara göre şekillendirilmek istenmesi öğretmenlerin yaşadığı sorunları daha da derinleştirmiştir.

Öğretmen yetiştirme süreci siyasallaştırılarak çökertilmiş, öğretmenliğin saygınlığı da bundan büyük zarar görmüştür. Son yıllarda siyasi iktidar tarafından öğretmenlik mesleğinin itibarını zedeleyen söylem ve tutumların süreklilik kazanması, Alo 147 gibi isimsiz ihbar hatlarının kurulması,  öğretmene yönelik şiddet eylemlerini artırmıştır. Bu tür olaylar sonucunda hayatını kaybeden ya da ciddi sağlık problemleri yaşayan öğretmenler bulunmaktadır.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana öğretmenlerin alım gücünde çok fazla bir düşüş olduğu bilinen bir gerçektir. 2002 yılında mesleğe yeni başlayan bir öğretmen maaşı ile 24 çeyrek altın alırken, 2014 yılında sadece 14 çeyrek altın alabilmektedir. Bu hesaba göre 2002 yılından bu yana öğretmenlerin maaşlarındaki alım gücü %41,6 oranında düşmüştür. Yetkili ama etkisiz sendika, Memur-Sen ile Hükümet arasında 2014 yılında imzalanan ihanet sözleşmesi nedeniyle enflasyon farkının ödenmeyecek olması da öğretmenleri olumsuz etkilemektedir.

 

ÖĞRETMENLERİN YÜZDE 69’U MESLEĞİNİ BIRAKMAYI DÜŞÜNÜYOR

Eğitim-İş’in 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle, 38 ilde 1165 öğretmenle yüz yüze görüşerek yaptığı “Öğretmenlerin gelirlerine ilişkin öğretmen görüşleri” adlı araştırma sonuçları öğretmenlerin karşı karşıya olduğu ekonomik sorunları ortaya koymuştur. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yüzde 73’ü gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle mesleğine motive olamadığını, yüzde 61’i gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle psikolojik sorunlar yaşadığını, yüzde 69’u ise daha çok para kazanacağı bir iş imkanı olursa öğretmenliği bırakacağını belirtmiştir.

 

Araştırmanın dikkat çeken sonuçları şöyle:

Araştırmaya katılan kişilerin % 42’sinin erkek, %58’inin ise kadın olduğu belirlenmiştir.

Araştırmaya katılan öğretmenlerin % 77’sinin hiçbir sendikaya üye olmadığı, sadece % 23’ünün herhangi bir sendikaya üye olduğu tespit edilmiştir.

Öğretmenlerin % 93’ü mesleğinden elde ettiği gelirleri yetersiz bulmuşlardır. Öğretmenlerin % 91’i Eğitim öğretime hazırlık ödeneğini yetersiz bulmuşlardır. Öğretmenlerin % 84’ü gelirindeki yetersizliğin mesleki verimini düşürdüğünü belirtmiştir. Öğretmenlerin % 91’i verilen çocuk yardımının yetersiz olduğunu belirtmiştir. Öğretmenlerin % 91’i ekders ücretlerinin yetersiz olduğunu belirtmiştir. Öğretmenlerin % 87’si ekders ücretlerinin kesilmemesi için hasta raporlarını işleme koydurmak istemediklerini belirtmiştir. Öğretmenlerin % 73’ü gelişmiş ülkelerdeki öğretmenlerle benzer çalışma koşullarına sahip olmadıklarını belirtmiştir. Öğretmenlerin % 68’i kazandığım para ile çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayamadığını, %22’si ise kısmen karşıladığını belirtmiştir. Öğretmenlerin % 73’ü gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle mesleğine motive olamadığını belirtmiştir. Öğretmenlerin % 61’i gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle psikolojik sorunlar yaşadığını belirtmiştir. Öğretmenlerin % 69’u daha çok para kazanacağı bir iş imkanı olursa öğretmenliği bırakacağını belirtmiştir. Öğretmenlerin % 89’u gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle öğretmenlik mesleğinin saygınlığının azaldığını belirtmiştir. Öğretmenlerin % 86’sı öğrencilerine örnek olabilecek şekilde giyinemediğini belirtmiştir. Öğretmenlerin % 85’i son on yılda alım gücünün düştüğünü belirtmiştir.

Eğitim-İş olarak; Eğitimin ulusal, bilimsel, laik ve kamusal esaslara dayandırılmasını, her aşamasında parasız olmasını,

Öğretmenlerin sosyo-ekonomik statülerini yükseltecek önlemler alınmasını,

Eğitim çalışanları arasında ayrımcılık yaratacak uygulamalara son verilmesini,

Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması yönündeki söylem ve uygulamalara son verilmesini,

Gerici, ırkçı ve bölücü kadrolaşmanın önlenmesini, eğitim yöneticiliği için nesnel ölçütlerin geçerli kılınmasını,

Eğitim kurumlarımızın personel ihtiyacının gerçekçi bir biçimde belirlenerek, yeterli sayıda öğretmen ve yardımcı personel istihdam edilmesini,

Okullarda “kölelik sistemi” veya “mevsimlik işçi” olarak adlandırılan ücretli öğretmen uygulamasına son verilmesini,

Ülkemizin koşulları göz önünde bulundurularak, yeni bir öğretmen yetiştirme sistemi geliştirilmesini,

Eğitimde etnik kimlik ve mezhep-tarikat gibi kimlikleri öne çıkartacak ithal müfredat programları yerine, ulusal, laik, bilimsel ve halktan yana programlar uygulanmasını,

Eğitim çalışanları ve tüm kamu çalışanlarının örgütlenme haklarının önündeki bütün engellerin kaldırılıp, grev ve toplu sözleşme hakkının tanınmasını istiyor;

Yaşadığımız bütün sorunlara rağmen bütün öğretmenlerimizin, eğitim ve bilim emekçilerinin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.

                              MERKEZ YÖNETİM KURULU

Araştırma Sonuçları İçin Tıklayınız

“ÜCRET YOKSA NÖBET YOK”

Yazan Çarşamba, 12 Kasım 2014 09:03
Kategori Haberler

 

Eğitim çalışanlarının, asli görevlerinden olmayan ve sorumluluğu son derece geniş olan nöbet hizmetinin karşılığı olarak bir ücret alamaması, iç hukuka ve uluslararası mevzuata aykırı nitelik taşımaktadır. Yasal dayanağı bulunmayan ve ücretlendirilmeyen bir hizmet ise angaryadır.

Bu bağlamda, Eğitim-İş olarak geçtiğimiz yıl gerçekleştirmiş olduğumuz, nöbetin ücretlendirilmesi ve norma sayılması talepli Nöbet Tutmama Eylemi, üyelerimiz ve eğitim çalışanları tarafından büyük destek görmüştü.

Eğitim-İş’in gündeme taşıdığı bu taleple ilgili bazı sendikaların, nöbetin ücretlendirilmesi konusunda cılız ve hedefi doğru koymayan kimi yaklaşımlarına da tanık olunmaktadır.

Eğitim-İş, nöbet tutan eğitim çalışanının “boş geçen derslere girme karşılığı” ek ders ücreti alması gibi konunun kapsamını daraltan yaklaşımı kabul etmemekte ilk nöbet eyleminde olduğu gibi, nöbetin ücretlendirilmesini ve norma sayılmasını talep etmektedir.

Eğitim çalışanlarının gerçek temsilcisi olan sendikamız, emekçilerin gerçek özlük ve ekonomik haklarını geliştirmek için doğru ve haklı talepleri gerçek eylem biçimleriyle ortaya koymaktadır.

Bu anlamda, haklı taleplerimizin tekrar gündeme taşınması, nöbet görevinin yasal bir statüye sokulması, ücretlendirilmesi ve ek ders görevinden sayılarak norm kadro ile ilişkilendirilmesi için, 17-21 Kasım 2014 ile 01-12 Aralık 2014 tarihlerini kapsayan haftalarda nöbet görevimizi yerine getirmeyeceğiz.

MYK Kararı İçin Tıklayınız

Eğitim-İş üyeleri için dilekçe örneği

Sendikasızlar ve başka sendika üyeleri için dilekçe örneği

Eğitim-İş Merkez Yönetim Kurulu’nun 10.11.2014 tarih ve 200/245/6160 sayılı yazısı

YAŞANANLAR KATLİAMDIR

Yazan Perşembe, 30 Ekim 2014 09:55
Kategori Haberler

                Soma'da resmi sayıyla 301 madencimizin katledilmesinin üzerinden henüz beş buçuk ay geçmişken, bu defa Ermenek'te 18 madencinin yaşamlarının katledilmesiyle karşı karşıyayız. Yerin 375 metre altından yaşam çıkartan işçilerin yaşadıkları, kapitalist sömürünün ve işçi sınıfı üzerindeki yağmanın yeni bir örneğini veriyor. Bu düzenin, kapitalist sömürü ilişkilerinin, emek ve işçi sınıfı üzerindeki bu sömürü mekanizmasının böylesi bir sonuç doğurması ve benzeri olayların sık sık yaşanması asla bir tesadüf olamaz. Burada asıl anlaşılması gereken, düzeni böylesine acımasız kanunlarla işleten iktidarın devamlılığını nasıl sağladığıdır?

            Kuşkusuz siyasal iktidar, bu acımasız sömürü düzenini besleyebilmek için kendisine kalkan oluşturduğu başka sömürü alanları oluşturmaktadır: Bir taraftan piyasanın acımasız koşulları derinleştikçe öteki taraftan din sömürüsü de derinleşmektedir. Bir başka deyişle din sömürüsü sınıf sömürüsünü kamufle etmektedir.Özetle, özelleştirme ve sömürü arttıkça dinsel sömürü de artmaktadır.

            Kamu emekçileri ve eğitim sistemi üzerinde yaratılan sömürü sürecinin de böylesi bir denklem üzerinden beslendiğine kuşku yok. Yaşadığımız bütün tartışmaların altında bu sömürü ilişkisi yatmaktadır: Ücretli kesimin sömürülmesini, daha rahat nasıl gerçekleştireceklerine dönük politik manevralar her geçen gün medyatik bir illüzyonla şırınga edilmektedir.

            Kapitalizm, kendisini yaşatabilmenin üç temel koşulunu oluşturmakta ve devamlılığını sağlamaya çalışmaktadır. Bunlardan ilki "işsiz yığınlar" oluşturulması ve çalışan ücretli kesimlerin yedeklenmesidir. İşsizler, emekçiler üzerinde bir tehdit olarak kullanılmaktadır. Emekçilere, "çalışma koşullarını ve ücretlerini beğenmiyorlarsa" yerlerine daha düşük ücretlerle çalışacak "işsizlerin" olduğu söylenmektedir. İkincisi, işçi sınıfının esnek ve güvencesiz çalıştırılmasıdır. Sendikalı olmayı zorlaştırmak bunun en önemli yollarından biridir. Diğer yolu da var olan sendikaları hükümet-devlet destekli bir güdümleme altına alma çabasıdır. Yazık ki ülkemizde hükümet destekli sendikalar AKP iktidarında palazlanmış ve ücretli kesimin büyük bölümüne hükmeder duruma gelmiştir. Öte taraftan kendisine solculuk yakıştıran diğer bir kesim ise politik bir sapmanın içine gömülmüş görünmektedir. Kapitalizmin üçüncü hamlesi de, işçi sınıfı arasında bölünmeler yaratmak ve ücretli emeği basamaklandırmaktır. Kimi zaman bu basamaklandırma ücretler arasında orantısızlık yaratarak gerçekleşmekte kimi zaman da bir takım sıfatlar verilmesi yoluyla yaratılmaktadır. İşçi sınıfının arasındaki bu basamaklandırma onların türdeşliğini bozan yapay bir algı oluşturmakta ve birlikte hareket edebilmelerini engelleyen bir anlayışı yerleştirmektedir. Oysa ücretli emeğin hepsi bir bütündür. İşçi sınıfı, üretim araçlarının mülkiyet hakkının dışında kalan kesimdir ve çıkarları ortaktır. Şimdi Eğitimiş'in, böylesi bir çözümlemeyi ve eylem birlikteliğini bıkmadan usanmadan anlatmak gibi bir görevi olduğunu da tekrar hatırlatmak istiyoruz.

            Türkiye, işçi sınıfı üzerindeki sömürünün her gün daha fazla derinleştiği günleri tekrar tekrar yaşıyor. Emekçiler üzerindeki baskılar artıyor. İşçilerimizi böylesine zor şartlar altında yaşatan düzeni, bu düzenin yöneticilerini ve destekçilerini lanetliyoruz. "Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir!" diyen büyük Önderin başlangıçta koyduğu eşit, özgür ve bağımsız bir vatan gereksinmesinin bu gün her zamankinden daha fazla hissedildiğini artık daha iyi kavrıyoruz. Bağımsız ve sömürüsüz bir ülkeyi el birliğiyle kuracağız. İşçi sınıfının üzerindeki sömürünün kalktığı, insanın insanca yaşadığı, ezenin ve ezilenin olmadığı bir dünyaya duyduğumuz özlemin ve bu dünyayı kurmak için yaşadığımız inancın bugün her zamankinden fazla olduğunu kamuoyuna ilan ediyoruz!

            MERKEZ YÖNETİM KURULU

 

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk,“Türkiye Cumhuriyeti her manası ile büyük Türk milletinin öz ve aziz malıdır. Kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek, ebediyen yaşayacaktır” diyerek Cumhuriyet'e her koşulda sahip çıkılması ve Cumhuriyet'in yeni başarılarla geleceğe taşınması konusundaki sorumluluklarımızı anımsatmaktadır. Biz de, O’nun vasiyetine sahip çıkarak Cumhuriyetimizin kuruluşunun 91. Yıldönümünü coşkuyla kutluyoruz.

Ulusumuzun Atatürk'ün çevresinde kenetlenmesiyle yürütülen Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ve ardından ülkemizi karanlıktan kurtararak aydınlığa çıkaran Cumhuriyet'in kurulması, tarihin ender kaydettiği bir başarıdır. Kurtuluş Savaşı ulusumuzun varolma savaşımı, Cumhuriyet ise yeniden dirilişin simgesidir. Türkiye, Kurtuluş Savaşı’yla düşmandan, Cumhuriyet'le çağdışılıktan kurtulmuştur. Cumhuriyetle hanedan egemenliği yerine halk egemenliği, teokrasinin yerine laiklik, dikta rejimi yerine de demokrasi uygulamaya konulmuştur.

Büyük Atatürk'ün “Çağdaş bir cumhuriyet kurmak demek, milletin insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir” sözü, Cumhuriyet'in erdemini ve temel amacını en iyi biçimde anlatmaktadır.

Ancak bugün, tarikat-cemaat-siyaset ilişkisinde biat kültürüyle yetişen AKP yöneticileri, tek parti iktidarı ve başkanlık sistemiyle padişahlık rejimine özlem duymaktadırlar. Tamamıyla yolsuzluk batağına saplanmış, hukuk tanımaz, baskıcı AKP iktidarı, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ve demokrasimizi taçlandıran, aydınlanma devrimimiz Cumhuriyet’in kazanımlarını yok etmek için her türlü çabayı göstermektedir.

Ülkemizin etrafı başta Ortadoğu’da Suriye olmak üzere her taraftan ateş çemberiyle kuşatılmıştır. Komşularımızla sıfır sorun diye yola çıkan siyasal iktidar, emperyalist güçler ve onların dünyayı paylaşma hırslarının adeta taşeronluğunu yaparak ülkemizi büyük bir savaşın eşiğine getirmiştir.

Çözüm süreci ile terör örgütüne her türlü taviz verilmekte, ulusal birliğimiz ve bütünlüğümüz çok ciddi tehdit altına sokulmaktadır. Anadilde eğitim bahanesiyle, birliğimiz ve bütünlüğümüz hedeflenerek, cumhuriyetin okulları yakılmakta, bayrağımıza, Atatürk anıtlarına saldırılar yapılmaktadır.

İçeride, ülkemizin sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarında  karşı devrimi büyük oranda gerçekleştirmiş olan AKP’ye, dışarıda emperyalist güçlere karşı Cumhuriyet'in devrimci ve aydınlanmacı ruhunu ilk günkü coşkuyla sürdürmek zorundayız. Bu, Cumhuriyet'i kuran Atatürk ve dava arkadaşlarına, bu uğurda büyük bedeller ödeyen Ulusumuza karşı borcumuzdur.

Atatürk'ün izinden yürümeye, Cumhuriyet'i yaşatmaya ant içmiş, ilke ve devrimlerini, çağdaş yaşamı gönülden benimsemiş Eğitim-İş, tam bağımsızlık ve ulus egemenliğine dayanan; laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni, üniter devlet yapısı içinde korumaya ve sonsuza kadar yaşatmaya kararlıdır. Cumhuriyetin kazanımları gözlerimizin önünde yok edilirken, Eğitim-İş'in buna sessiz kalması düşünülemez.

Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyor, tüm ulusumuzun 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyoruz.

                                    MERKEZ YÖNETİM KURULU

    Sendikamızın 9.yıldönümünü üyelerimizle dostlarımızla coşkulu bir şekilde kutladık. Bizleri yalnız bırakmayan başta üyelerimize,CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Ercan Karakaş'a CHP Parti Meclisi Üyesi Sayın Kadir Gökmen Öğüt'e CHP Parti Meclisi Üyesi Dursun Bulut'un Kadıköy Belediye Başkanı Sayın Aykurt Nuhoğlu'na Kadıköy Belediye Başkan Yrd. Sayın Mustafa Günalp'a, Kadıköy Belediyesi Meclis Bşk.ı Sayın Yener Kazak'a CHP Kadıköy İlçe Bşk.Sayın Necati Ekşi'ye CHP Ataşehir İlçe Bşk.ı Sayın Hakkı Altunkaynak'a ADD Kadıköy Bşk.ı Sayın Batur İlter'e Tüm Yerel Sen Temsilcisi TolcayTetikel'e,Onuncu Köy Derneği ve Cumhuriyet Kadınları Derneği yöneticilerine ve tüm dostlarımıza ayrıca bize ev sahipliği yapan Nazım Hikmet Kültür Merkezi Yöneticilerine TEŞEKKÜR EDERİZ.

ŞUBE YÖNETİM KURULU

 

 

 

 

 

BİLGİNİ GÜNCELLE

ÇOK OKUNANLAR

TELEVİZYON KANALLARINDA YAYINLANAN HABER VİDEOLARI

 12 Eylül 2014 tarihinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde düzenledi

9.KURULUŞ YILDÖNÜMÜ KOKTEYLİ...

  Eğitim İş 9 yaşında …    Sendikamızın 9.kuruluş yıldönümü

EMEK ÜZERİNDEKİ VERGİ YÜKÜ AZALTILMALIDIR

Anayasanın “vergi ödevi” başlıklı 73’üncü maddesinde “Herkes, kam

24 EYLÜL ÇARŞAMBA GÜNÜ İŞ BIRAKIYORUZ

          Sendikamız 26 Ağustos 2014 tarihinde   Eğitim iş kolunda

9.KURULUŞ YILDÖNÜMÜ KOKTEYLİMİZDEN KARELER...

    Sendikamızın 9.yıldönümünü üyelerimizle dostlarımızla coşkulu

BİRLEŞİK KAMU-İŞ

Eğitim-İş SendikasıYerel-İş SendikasıKültür Sanat-İş SendikasıBirleşik Büro-İşTarım Orman-İş SendikasıUlaşım-İş SendikasıGenel Sağlık-İş Sendikası

Yorumlar

206848
Bugün
Dün
Bu Hafta
Geçen Hafta
Bu Ay
Geçen Ay
Tümü
5
881
2863
200469
16861
20768
206848
:Senin IP Adresin: 54.91.227.159
Server Saati: 2014-11-29 01:03:48